Aşure Günü Kimler Yapar? Toplumsal Hafıza ve Günlük Hayat
İlgili Makale: Ağrı bandı ne kadar süre durmalı ?
Aşure günü kimler yapar? sorusu, ilk bakışta sadece bir mutfak geleneğine dair gibi görünse de, aslında çok daha geniş bir toplumsal zemine işaret ediyor. İstanbul’da yaşayan, 29 yaşında, bir sivil toplum kuruluşunda çalışan biri olarak bu soruyu her yıl Muharrem ayı geldiğinde yeniden düşünürüm. Çünkü aşure, sadece evlerde kaynayan bir kazan tatlıdan ibaret değil; mahalledeki ilişkilerden işyerindeki dayanışma pratiklerine, toplumsal cinsiyet rollerinden inanç çeşitliliğine kadar birçok katmanı olan bir kültürel hafıza taşıyıcısı.
Sokakta yürürken, metroda işe giderken ya da öğle arasında bir kafede otururken bile bu geleneğin farklı yansımalarını görmek mümkün. Kimileri için aşure, çocuklukta anneannenin mutfağında karıştırılan büyük bir tencereyi hatırlatır; kimileri içinse apartman komşularıyla paylaşılan küçük kaselerde dayanışma duygusunu. Bu yüzden “Aşure günü kimler yapar?” sorusunun tek bir cevabı yok; cevabı, toplumun kendisi kadar çoğul.
İstanbul’da Gözlemlerim: Sokak, Metro, İş Hayatı
Hul takipçilerine merhaba! Bu yazımız “Aşure günü kimler yapar” konusunu seven herkes için hazırlandı.
Metroda başlayan paylaşım hikâyeleri
Geçen yıl Eylül ayının başlarında, işe giderken metroda yanımda oturan bir kadının elinde küçük kaplara doldurulmuş aşureler vardı. Üzerlerine minik etiketler yapıştırmıştı: “Komşularımıza”, “iş arkadaşlarıma”, “annemin arkadaşlarına”. O an fark ettim ki aşure, sadece ev içinde yapılan bir yemek değil; kentsel yaşamın hızına rağmen insanlar arasında kurulan bağları güçlendiren bir araç.
Kadın, yanındaki yaşlı bir adama bir kap uzattı. Adam şaşırdı, sonra gülümsedi: “Ben Alevi değilim ama çocukluğumda komşumuz yapardı, kokusu aynıdır.” Bu kısa diyalog bile, Aşure günü kimler yapar? sorusunun sınırlarını nasıl aştığını gösteriyordu. İnançtan bağımsız, kültürel bir temas alanı oluşuyordu.
İşyerinde dayanışma ve görünmeyen emek
Çalıştığım sivil toplum kuruluşunda her yıl Muharrem ayında birileri mutlaka aşure yapar. Ancak dikkat çekici olan, bu emeğin çoğunlukla kadın çalışanlar tarafından üstlenilmesi. Planlama, malzeme alışverişi, pişirme, dağıtım… Tüm süreç genellikle kadınların görünmez emeğiyle yürür. Erkek çalışanlar ise çoğu zaman sadece “tadan” ya da “taşıyan” konumundadır.
Bir keresinde bu durumu birlikte çalıştığımız bir toplantıda gündeme getirmiştik. Bir arkadaşımız “Bu sadece gelenek, abartmayalım” demişti. Ama tam da burada mesele ortaya çıkıyordu: Gelenek dediğimiz şey, kimin ne kadar emek verdiğini görünmez kıldığında, toplumsal cinsiyet eşitsizliğini yeniden üretiyor.
Mahalle kültürü ve değişen ilişkiler
İstanbul’un eski mahallelerinden birinde büyüyen bir arkadaşım, çocukluğunda aşure günlerinin adeta bir “sokağa çıkma günü” gibi olduğunu anlatır. Her ev bir kazan yapar, çocuklar sokakta kaselerle dolaşır, herkes birbirinin aşuresini tadarmış. Bugün ise aynı mahallede insanlar daha kapalı, daha bireysel yaşamlar sürüyor.
Yine de tamamen kaybolmuş değil. Geçen yıl Kadıköy’de bir apartmanda, giriş katında oturan bir ailenin apartman sakinlerine küçük kaplarda aşure dağıttığını gördüm. Asansörde karşılaştığım bir genç, “Ben ilk kez burada tattım, çok anlamlı geldi” dedi. Bu küçük karşılaşmalar bile Aşure günü kimler yapar? sorusunun cevabını genişletiyor.
Toplumsal Cinsiyet ve Aşure Hazırlığı
Aşure hazırlığı, Türkiye’de çoğu evde kadınların sorumluluğunda olan bir süreç. Bu durum sadece bir yemek yapma meselesi değil, aynı zamanda toplumsal cinsiyet rollerinin ev içindeki dağılımının da bir yansıması.
Birçok evde aşure için alışverişi kadınlar yapar, malzemeleri hazırlar, kazanı başında saatlerce karıştırır. Erkekler ise çoğu zaman “yardım eden” pozisyonundadır. Bu görünmez hiyerarşi, gündelik hayatın içine öylesine yerleşmiştir ki çoğu zaman sorgulanmaz.
Ancak son yıllarda farklı örnekler de görmeye başladım. Bir arkadaşım, bu yıl aşureyi eşinin yaptığını anlattı. “Ben işten geç geliyorum, o izin aldı ve bütün günü mutfakta geçirdi” dediğinde bu durumun ne kadar dönüştürücü olabileceğini düşündüm. Çünkü mesele sadece kim yapıyor değil; aynı zamanda kimlerin yapmasının “olağan” kabul edildiği.
Erkeklik rolleri ve değişen pratikler
Toplumda erkeklerin mutfakla ilişkisi giderek değişiyor ama bu dönüşüm eşit dağılmış değil. Özellikle geleneksel ritüellerde kadın emeği hâlâ baskın. Aşure gibi kolektif hafızası güçlü bir pratikte bile bu durum çok net görülebiliyor.
Bazı erkekler aşureyi yapmayı öğrenmeye başladığında bile bu çoğu zaman “yardım etmek” çerçevesinde kalıyor. Oysa eşitlikçi bir yaklaşım, bu emeğin paylaşılmasını ve görünür kılınmasını gerektiriyor.
Çeşitlilik: İnançlar, Mahalleler, Kuşaklar
Aşure günü kimler yapar? sorusunu çeşitlilik perspektifinden düşündüğümüzde çok daha geniş bir tablo ortaya çıkıyor. Aşure, sadece dini bir ritüel değil; aynı zamanda farklı inançların ve kültürel pratiklerin kesiştiği bir alan.
İstanbul’da farklı mahallelerde yaşayan insanların aşureye yüklediği anlamlar da değişiyor. Bazı Alevi aileler için bu gün matem ve anma anlamı taşırken, bazı Sünni aileler için paylaşım ve bereket sembolü. Aynı tatlı, farklı anlam katmanlarıyla yaşatılıyor.
Kuşaklar arası farklılıklar
Genç kuşaklar arasında aşureye bakış da değişiyor. Bazıları için bu gelenek sadece “anneanne işi” gibi görünürken, bazı gençler bunu yeniden sahipleniyor. Özellikle sosyal medyada aşure tariflerinin paylaşılması, bu geleneğin dijital bir alana taşındığını gösteriyor.
Bir arkadaşım, üniversite yıllarında ilk kez kendi aşuresini yaptığını anlatmıştı. “Eksik malzeme koydum ama yine de paylaşmak istedim” dediğinde, bu ritüelin mükemmel olmaktan çok katılım ve paylaşım üzerine kurulu olduğunu fark ettim.
Sosyal Adalet Perspektifi
Aşure günü kimler yapar? sorusunu sosyal adalet açısından ele aldığımızda, sadece kültürel değil ekonomik boyutlar da karşımıza çıkıyor. Aşure yapmak, malzeme çeşitliliği nedeniyle her ev için aynı maliyette değil. Kuruyemiş fiyatlarının artması, bazı aileler için bu geleneği sürdürmeyi zorlaştırıyor.
Bir mahallede yapılan aşure dağıtımında bunu açıkça görmüştüm. Bazı evler bol malzemeli, zengin içerikli aşureler yaparken, bazıları daha sade versiyonlarla katılım sağlıyordu. Ama paylaşımın kendisi, içeriğin zenginliğinden daha önemliydi.
Dayanışmanın yeniden düşünülmesi
Sivil toplum alanında çalışan biri olarak, dayanışmanın sadece kriz anlarında değil, gündelik pratiklerde de nasıl kurulduğunu gözlemlemek önemli geliyor. Aşure, bu anlamda küçük ama güçlü bir örnek. Çünkü bir kazan yemek, birçok eve ulaşabiliyor; bu da paylaşımın somut bir formu.
Ancak bu dayanışmanın sürdürülebilir olması için eşitlikçi bir zemine ihtiyacı var. Kimlerin daha çok emek verdiği, kimlerin görünür olduğu ve kimlerin dışarıda kaldığı soruları bu geleneğin içinde de geçerli.
Paylaşım Kültürü ve Günümüz Türkiye’si
Bugünün İstanbul’unda aşure, hem eskiyi hatırlatan hem de yeniyi içinde taşıyan bir pratik. Bir yanda apartman kültürünün zayıflaması, bireyselleşme ve hızlanan yaşam; diğer yanda ise hâlâ devam eden küçük dayanışma anları.
Bir gün sabah işe giderken karşılaştığım bir sahne hâlâ aklımda: Bir fırının önünde iki genç, ellerinde küçük kaplarla birbirine gülümsüyordu. “Seninkine daha fazla fındık koydum” diyordu biri. Bu küçük diyalog bile Aşure günü kimler yapar? sorusunun cevabını yeniden kuruyordu.
Çünkü aşureyi yapanlar sadece evin mutfağında tencere başında duranlar değil; onu paylaşanlar, dağıtanlar, tadına bakanlar ve anlamını dönüştürenler. İstanbul gibi çok katmanlı bir şehirde bu gelenek, tek bir grubun değil, farklı kimliklerin ortak üretimi olarak yaşamaya devam ediyor.
“Aşure günü kimler yapar” konusunda merak ettiklerinizi bu yazımızda ele almaya çalıştık. Hul okurları için daha fazlası yolda!