Pazar Günü: Bir Şehirde Yaşayan, Espri Yapmayı Seven Genç Yetişkinin İçsel Çıkmazı
Pazar günü… Ah, o tatlı, huzurlu, ama bir o kadar da stresli gün. İzmir’de yaşıyorum, 25 yaşındayım, genellikle arkadaş ortamımda şen şakrak biriyim; espri yapmayı, insanları güldürmeyi çok seviyorum. Fakat derinlerde bir yerlerde, her şeyi gereğinden fazla düşünen biri olduğum için bazen Pazar günü bana içsel bir sınav gibi gelir. Bir yanda rahatlama isteği, bir yanda gelecek hafta için kaygılar… Düşünsene, sabah 11’de uyanıp “Eee, şimdi ne yapacağım?” diye kendi kendime soruyorum. Hani bir yanda kaygılarla dolu, bir yanda ise arkadaşların “Hayat kısa, eğlen” söylemiyle odaya girip gülmeye başlıyorum.
Peki, “Pazar günün anlamı nedir?” diye soracak olursanız… Şu anki halimi tam olarak anlatan bir soru bu. Şöyle de diyebilirim: Pazar günü, hem bir içsel huzur simgesidir hem de ciddi bir zihinsel sarsıntı kaynağıdır.
Pazar Günü: Huzurun ve Kaygının Çatıştığı An
Hadi, hep birlikte bir Pazar sabahı senaryosu canlandıralım. İzmir’in o güzelim kahvaltılarını, çaydanlıkları, simitleri düşünün. Bir tarafta sabah 9’da uyanmış ve tüm hafta boyunca çalışmanın ne kadar yorucu olduğunu hisseden bir ben, diğer tarafta ise saatler 11’i gösterdiğinde hala uykusunun etkisinde olan arkadaşlarım.
“Yağmurlu Pazar sabahlarında uyumak gibisi yok” derken, aslında bilinçaltımda kaygıların dans ettiğini fark ediyorum. Çünkü, evet, Pazar günü rahatlamak istiyorum, ama gelecek hafta işlerini, planlarını düşünmeden duramıyorum. Yani düşününce, bir yanda aheste aheste yudumlanan kahvenin keyfi, diğer yanda ise içimde büyüyen “Haftaya nasıl başlayacağım?” korkusu var. İşte bu, benim Pazar günümün anlamı: Bir huzur peşinde koşarken, kaygıyla savaşmak.
Arkadaşlarımın “Hadi, Biraz Eğlenelim” İsyanı
Pazar günlerinin en büyük sorunu, arkadaşlarımın bana sürekli “Hadi çıkalım, bir yerlere gidelim” diye baskı yapmasıdır. Geçen hafta, daha sabah kahvaltıyı yaparken, bir arkadaşım telefonunu masama koydu ve “Gel, bi’ kahve içelim, ne olur” dedi. Evet, beni iyi tanıyorlar. Ama gelin de anlatın, arkadaşınıza neden çıkmak istemediğinizi.
İç sesim devreye giriyor: “Bir kahve içmenin ne zararı olabilir ki? Ama hafta sonu demek, hafta içi işleri biriktirmek demek. Eğer çıkarsam, bütün hafta ne yapacağım ben?” diye kafamda dönüp duruyorum. Arkadaşım ise bir şekilde, “Pazar günün anlamı nedir?” diyerek beni ikna etmeyi başarıyor.
İçimdeki huzursuzluğu, dışarıdaki sokaklar biraz olsun alıyor. Havadar bir kahve dükkanında bir araya geliyoruz, sohbet derinleşiyor ama ne zaman ki konular ağırlaşıyor, beynim hemen “Ya haftaya o randevu vardı!” ya da “Gelecek ay tatil planları yapılmalı!” gibi sorulara dalıyor. Tabii, arkadaşım da bunu fark ediyor, “Ağır bir hafta gibi gözüküyorsun. Pazar günü ‘Fazla düşünme’ günü değil mi?” diyor. Onun bu sözleriyle bir anda zihnimin tıkanan boruları açılıyor: “Evet, belki de fazla düşünüyorum. Belki de sadece rahatlamalıyım.”
Pazar Günü: Kafanın Karmaşası
Pazar gününün anlamı bana çok göreceli geliyor. O gün, sabah kahvaltısından akşam yemeğine kadar her şey bir belirsizlik halindedir. “Ne yapmalıyım?” sorusuna bir cevap bulamıyorum. O an, en çok sevdiğim şeylerden biri de arkadaşlarımın o kadar rahat olmaları, hiçbir şeyden kaygı duymamaları. Onlar için Pazar günü sadece bir ‘şans’ günü, ben ise hafta içinin paniğiyle geçireceğim bir günü seçiyorum.
Pazar günü kahvaltı yaparken, geleneksel İzmir kahvaltısına bile bir anlam yüklemeye başlıyorum. Peynir, zeytin, simit… Bütün bunlar gerçekten gerekli mi? Yoksa aslında hafta içinde alışveriş yapmadığım için Pazar gününün tek sevimli yanı mı? Hadi diyelim ki her şey yolunda, ama bir taraftan da, o kadar çok düşünmek ki bazen, bir şarkı bile dinlerken kafamda başka şeyler dönüyor. “Kendine bir hafta içi planı yapmalısın”, “Bu haftaya nasıl başlayacaksın?”, “Sürekli ertelediğin işleri bir an önce halletsen mi?” Bu çılgın düşüncelerle bir yanda kahvemi yudumlarken, bir yanda da bir şarkı çalıyor ve ben yine kayboluyorum.
İçsel Çatışmalar: Pazar Gününde Rahatlayabilir miyim?
Pazar günü, herkesin çok beklediği, “çalışmıyorum, huzurluyum” dedikleri o gün, bazen bana sanki “Pazar gününün anlamı nedir?” sorusunun cevap arayışında oluyormuşum gibi gelir. En son geçen hafta, hiç unutmam, bütün sabahı evde vakit geçirerek geçirip, öğle sonrası “Spor yapalım mı?” diye yazmıştım arkadaşlarıma. Kafamda “Spor yaparak rahatlayabilir miyim?” diye bir soru vardı, ama genelde sporun sonunda daha çok zihinsel kaos yaşıyorum. Bütün gün spor salonunda kaslarımı gere gere düşüncelerimin değişmesini bekliyorum, ama sonunda “Şimdi ne oldu?” sorusuyla kendimi buluyorum. O yüzden, bana Pazar günü öğleden sonra spor yapmayı teklif etmek gerçekten boşuna.
Sonuçta, Pazar günü bir nevi içsel bir yolculuk haline dönüşüyor. Huzurlu bir zaman dilimi olmasına rağmen, kafada o kadar çok şey oluyor ki, dışarıda tek başıma oturup dondurma yerken bile içim bir oraya, bir buraya kayıyor.
Pazar Günü: Bir Çözüm Bulunur mu?
Pazar günü benim için aslında bir dinlenme fırsatıdır, ama bazen kafa o kadar karışır ki, bir çöküş yaşarım. Şöyle diyebilirim: Pazar günü, hem rahatlama hem de düşünme günüdür. Belki de bu dengeyi bulmak ve biraz daha şanslı olmak gerek. Sadece bazen kafamızın karışması normal, ama asıl önemli olan o karmaşadan çıkabilmek. Belki de Pazar gününün anlamı, sadece rahatlamak ve dinlenmek değil, aynı zamanda kendi içsel dünyamızla yüzleşmek de olabilir.
Bu yazıda ne kadar derinleştiğimi fark ettim. Aslında bana kalırsa, her Pazar günü de bir tür küçük içsel keşif. Bazen rahatlayarak, bazen stres yaparak… Ama her halükarda Pazar günü, bir şekilde hayata dönerken, hayatı biraz daha fazla anlamlandırmamıza yardımcı oluyor.
O yüzden, belki de Pazar günü yalnızca bir “dinlenme” değil, aslında bizim o karmaşanın içinde durup “Pazar günün anlamı nedir?” sorusuna cevap aradığımız bir gün.